Sayfayı Yenileyerek ya da Başlığa Tıklayarak Arşivde Dolaşabilirsiniz

Tasavvuf/ Fakr/ Zat Tecellisi/ Sıfat Tecellisi

“ Fakr küfre yakındır.”



s.a.v.



“ Fakirlik zaman olur ki küfre yaklaşır.”



s.a.v.



“ Fakrım övüncümdür ”



s.a.v.



“ Yoksulluk iki cihandada yüz karasıdır. ”



s.a.v.



Resulullah (aleyhissalatu vesselam) devamla şunu söyledi: “ Allah Teala'nın rahmeti Lut'a olsun, o aslında çok saglam bir kaleye sığınmıştı... ”



s.a.v.



“Allah (CC) ile öyle bir zamanım olur ki; o anda, ne -Melek'ül mukarreb- Hakk'a (CC)yakın Melek, ne de -Nebi Mürsel- bir Peygamber (SAV) girebilir.”



s.a.v.



Bir soru : Öyle bir zati tecelli gelen kişi ,sonsuz bir hiçlikte tutunacak bir şey bulamamışve Allahın Rahimiyetine sıgınmış olabilir mi?



Cevap : O dediğiniz Zati tecelli olmaz, Sıfat Tecellisi oluyor..



“Allah (CC) ile öyle bir zamanım olur ki; o anda, ne -Melek'ül mukarreb- Hakk'a (CC)yakın Melek, ne de -Nebi Mürsel- bir Peygamber (SAV) girebilir.”



Bu manada ise Tecelliden öte, Biliş vardır.. Yani bir Hal değil, Bilinç..



***



"...Resulullah (sav) Efendimizin haberini verdiği hariç; rıza makamının üstünde bir basamak yoktur. Ona da şöyle anlattı:



"Benim Allah ile bir vaktim olur ki; oraya ne mürekkeb melek, ne de mürsel peygamber girebilir."



Aşağıda anlatılacak kudsi -hadis dahi bu manaya işaret etmektedir:



"Ya Muhammed, ben ve sen vanz. Senden başkasını senin için yarattım."



Bunun üzerine, Resulullah (sav) Efendimiz dahi, şu münacaatı yapmıştır:



"Allahım, sen varsın; ben yokum. Senin gayrını zatın için bıraktım."



Allahu Teala, ona salât ve selâm eylesin; Muhammed Resulullah'ın azameti bugün nereden idrak edilebilir? Onun üstün kadri kıymeti nasıl bilinir? Bilhassa bu dünya hayatında. Zira, hak batılla bu evde imtizaç etmiş; iptilâ yeri olduğundan da, batılla hak birbirine karışmıştır. Onun şanının azameti, kıyamet günü belli olacaktır. Çünkü orada, enbiyanın imamı ve onların şefaatçisi olacaktır. Adem ve diğerleri, onun sancağı altında toplanacaklardır. Resulullah Efendimize ve diğerlerine salâtların en faziletlisi, selâmların dahi ekmeli olsun.



Şu mana caiz olur ki: Onun inayet ikramına nail olarak, taamının fazlasını yiyen hizmetçilerinden birine; veraset ve tebaiyet yolu ile, rıza makamının da üstünde bulunan o makamdan bir mahal verile. Resulullah (sav) Efendimizin bir uydusu olarak, o makama mahrem kılına.



Bir mısra:



Zorluk mu olur bir işte, kerem sahipleri ile olunca.



Üstte anlatılan mana, enbiyanın gayrına enbiyadan meziyetli olmayı gerektirmez. Onlara salât ve selâm olsun. Hizmet edilen zatlarla, hizmet edenlerin müsavi olması nasıl tasavvur edilebilir? Tabi iie, bu gibi büyük metbu olan zatlar arasında nasıl bir nisbet bağı kurulabilir? Asıl olan maksuddur; tabi ise... onun bir uydusudur. Tabi olanın son muamelesi, cüz'i olan bir fazilete çıkar; bunda dahi bir sakınca yoktur. Meselâ bir hanik veya haacamatçı. kendine mahsus olan san'atı ile fen sahibi bir alimden faziletli olabilir. Bu durumu, hiç görmedin mi?. Ama bu durum, itibar makamından düşüktür.



Kelâmımız işaretleridir, remizlerdir, beşaretlerdir, hazinelerdir. Buna iman eden hariç; pek çoklarının nasibi yoktur. Bunların imanı da, kendilerine faydalı olacak semereler verir.



Basarı ihsan eden Sübhan Allah'tır.



Selâm, hidayete tabi olanlara. Mütabaat-ı Mustafayı bırakmayanlara. Ona ve nebilerden, resullerden, mukarreb meleklerden kardeşlerine salâtların en faziletlisi, selâmların dahi ekmeli olsun..."



İmam-ı Rabbani (k.s.)/ Mektubat/ 320. Mektub